Ana Sayfa

SOSYAL AĞ TEKNOLOJİLERİNİN EĞİTİMDE AVANTAJLARI&DEZAVANTAJLARI

Yorum yapın

           

    Ismael Peña-López

    Çev-Mustafa Ajlan Abudak

  eLene2Learn araştırma projesi çerçevesinde iş arkadaşlarım Ana Rodera, Anna Espasa ve Teresa Guasch’nın bana sorduğu sorulardan iki tanesini sizlerle paylaşmak ve verdiğim cevaplar ile sosyal ağ teknolojileri ve öğrenmedeki etkileri hakkında kısa bir profil çıkarmak istedim.

Sosyal Ağ Teknolojilerinin  öğretme-öğrenme etkinliklerinde kullanmanın temel avantajları nelerdir?

  • Öğrenenlerin daha çok kontrol edebildiği bir öğrenme süreci.
  • Daha çok öğrenmeye odaklanarak, öğretme kısmını daha az öne çıkarma.
  • Müfredat programındaki içeriğin (göreceli olarak) öneminin azaltılmasıyla, öğrenme sürecinin önemimin artırılması.
  • Resmi olmayan ve özellikle informal öğrenme kapsamına ait senaryolara yönelik olarak resmi öğrenme süreçlerini açma.
  • Öğrenenin erişebileceği kaynakların (içerik, uzman, araç gereç) oldukça fazla sayıda artırılması.
  • Hayatın farklı alanlarının: öğrenme, iş, kişisel ve boş zamanların kaynaştırılması (karışması).

Sosyal Ağ Teknolojilerinin öğretme-öğrenme etkinliklerinde kullanmanın temel dezavantajları nelerdir?

  • Bu teknolojiler yüksek (ya da en yüksek) dijital yeterlilik talep ederler. Bunlar sosyal ağ teknolojilerinden en iyi şekilde yararlanmak için zorunluluktur ve bu ağlara giriş için önemli bir engel teşkil ederler.
  • Sosyal ağ teknolojileri birinin eğitimini ve eğitimsel ihtiyaçlarını belirlemek için belirli bir bilgi birikimi ister.
  • (Otonom) Öğrenme stratejilerinin tasarlanması için belirli bir kapasite isterler.
  • Kaynak bolluğu filtrelemeyi gerekli kılar ve, bu sebeple, filtreleme yeterlilikleri önemlidir.
  • Uygun filtreleme yeterliliklerine rağmen, bilgi kirliliği ve dikkat dağınıklığı oluşacaktır.
  • Hayatın farklı alanlarının: öğrenme, iş, kişisel ve boş zamanların kaynaştırılması. (karışması) (gerçekten de bu iki ucu keskin bir kılıçtır)

http://ictlogy.net/20120507-advantages-and-disadvantages-of-social-web-technologies-in-learning/

ENFORMASYON BEDAVA OLMAK İSTİYOR

2 Yorum

Mustafa Ajlan ABUDAK

Nec manus nuda nec intellectus sibi permissus multum valet; instrumentis et auxiliis res perficitur; quibus opus est non minus ad intellectium quam ad manum. Atque ut instrumenta manus motum aut cient aut regunt, ita et instrumenta mentis intellectui aut suggerunt aut cavent. Scientia potentia est.

 Francis Bacon

Ne çıplak bir el ne de tek başına kavrayışın kendisi çok bilgiye ulaşabilir, ancak araçlar ve yardımcılar sayesinde netice alınabilir. Zaten kavrayışın kendisi de elden daha az yardıma muhtaç değildir. Araçlar elin hareketini ya destekler ya da düzenler, bunun gibi zihnin hareketlerinde de kavrayışı teşvik eder ya da korur. ZİRA BİLGİNİN KENDİSİ GÜÇTÜR. 1

Canlılar dünyasının da bu devrimin benzeri Kambriyen çağda yaşanmıştı. Bilgi, kökeni aynı ama içeriği farklı ve karmaşık birçok yeni form üretmişti. (Novel form) Bilginin yeniden bavulunu açması için bu sefer epey uzun zaman geçmesi gerekmiş gibi görünüyor. İnternetle bilinen tüm ekonomik koşullar yeniden tanımlanmaya başlandı. Klasik altyapı daha önce hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde değiştirmeye ve dönüşmeye başladı. Artık bu hızlı değişim Adam Smith’in piyasa ekonomisi söyleminin açıklayamadığı bir ” yeni ekonomiyi ”ortaya çıkaracaktı. Buna bilgi ekonomisi adı verildi. Bilgi ekonomisinin ilk çocukları olan Microsoft ve Apple gibi şirketler ” temelde bilgi üreterek” klasik ekonominin elde ettiği üretim sürecinden çok daha hızlı bir şekilde değer üretip, kar elde edip, bunu daha hızlı ve etkin bir şekilde pazarlayabiliyorlardı. Artık üretilen tüm analog değerler sayısallaşarak yeryüzünde aynı anda ve her yerde olabilen bir ekonomik değer oluşturabiliyorlardı.

Daha sonra arama motorları Yahoo ve Google’lında (Hücre içindeki RNA ya benzer görev üstlendiler.) katılımıyla bilgi inanılmaz bir şekilde küre-i arzda üretilmeye, dolaşmaya, el değiştirmeye, dönüşmeye ve en önemlisi gelişmeye başladı. Bilgi sürekli farklı çevrelerde, farklı toplumlarda ve farklı süreçler içinde işleniyordu. Bu sürecin ilk yıllarında fark edilemeyense ”bilginin” gerçek bir ticari metaya dönüşmesi süreciydi. Bu o denli hızlı ve etkin bir süreçti ki, borsalar yeni ekonomiyi olağanüstü bir coşkuyla karşıladılar. ”.com ” uzantılı siteler artık şirketlerin yeni kurumsal kimliğiydi. Dünyaya açılan yeni limanlarıydı. Bilgi üreten ve satan şirketler birden dünyanın en büyükleri ve en değerli şirketleri, sahipleri de dünyanın en zengin iş adamları oluverdiler.

Enformasyon Bedava Olmak İstiyor

Tanımla başlayalım. Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca gibi Latin dillerinde ‘’bedava’’ tek bir sözcük yerine iki sözcük olduğu için o kadar çapraşık değil. Birinci sözcük Latince liber’den türemiş ve özgürlük anlamına geliyor; diğeri Latince gratis’den türemiş. Bu sözcül, ‘’teşekkürler’’yani ‘’karşılıksız’’ veya sıfır fiyat demek olan gratiis’sin kısaltılmışı. İspanyolcada örneğin libre iyi bir şey (ifade özgürlüğü vb.) ;  gratis ise genelde bir pazarlama taktiği olarak kuşku uyandırıyor.

More

DEĞİŞEN ÖĞRENENLER, DEĞİŞEN METODOLOJİLER

4 Yorum

Danielle McCARTAN

Çeviren – M.Ajlan ABUDAK

Eğitimin en önemli görevi diğer nesillerin yaptıklarını tekrar etmeyip yeni şeyler yapabilecek kadınlar ve erkekler yaratmaktır.  J.Piaget

 

Bu makale Danielle McCartan tarafından yazılmıştır. Danielle New Jersey’deki Ramapo Lisesinde yabancı dil öğretmeni ve NJ Üniversitesi lisansüstü öğrencisidir. Bu yazı onun bilgisi dahilin de yayınlanmaktadır.

Toplum ‘Merhaba, e-postamı aldın mı?’ diyen sıradan telefon çağrımızdan beri evirilmekte. Arka alan bildirimleri bu sorunla ilgileniyor, RSS beslemeleri fırından yeni çıkmış haber hikâyelerini insanlara taşıyor. Dokümanlar artık çevrimiçi erişilebilir, gerekli izne sahip herhangi bir kişi bunların düzenlenme imkânına sahip, her bir klavye vuruşu gelecekteki referans için kayıt altına alındı. Okyanuslar tarafından bölünmüş aileler, akrabalar ve arkadaşlar Skype adlı ücretsiz yazılımı kullanarak gerçek zamanlı bir şekilde birbirleriyle sohbet edebiliyorlar. Teknoloji hayatlarımız gibi eviriliyor.

Her ne kadar lise hayatı yıllarımdan çok uzak olmasam da, bugünün öğrencileri ben son sınıf öğrencisi olduğum 6 yıl öncesine göre oldukça farklı. Lise öğrencileri cep telefonlarına yapıştırılmışlar, eve gittiklerinde birbirleriyle video görüşmesi yapıyorlar, televizyon izlerken akıllı telefonlarını ve diz üstü bilgisayarlarını kullanıyorlar, bir saat içinde videoyu çekip, düzenleyip ve üretebiliyorlar. Bu kategoriye uyuyorum: ‘günümüzün ortalama üniversite mezunu hayatlarının 5.000 saatinden azını okumaya harcarken, 10.000 saatini video oyunlarıyla geçirmiş oluyor. ( 20.000 saat üzerinde seyrettikleri televizyonu hesaba katmazsak) ( Prensky 1). Gündelik konuşmada ortaya çıkan bir soru yaklaşık 3 saniye içerisinde kolaylıkla cevaplanabiliyor. Bunu gerçekleştirmek için akıllı telefonla Vikipedi’ye bakmak yeterli.

İki yeni terim meydana çıktı: Dijital Yerliler ve Dijital Göçmenler. Dijital Yerliler tüm teknolojileri kullanarak büyüyen kişileri tanımlamak için kullanılırken, Dijital Göçmenler bu farklı teknolojileri kullanmayı öğrenmek zorunda kalan önceki nesli ifade ediyor. Bu fark eğitimciler arasında bir bölünmeye neden oluyor. Büyük Bölünüş özellikle Amerika genelindeki okullarda meydandadır.’Her okula gittiğimde cihazları kapamak zorundayım.’ Bir lise öğrencisinin şikâyet ediyor.’’ (Prensky 3) Bu fenomen Birleşik Devletlerin her yanında günlük olarak meydana geliyor. Niçin? Tarihçi Peter Cochrane’nin geçerli bir cevabı var:

Öğrencilerin okuyup yazabildiği fakat birçok öğretmenin bunu yapamadığı bir okul düşünün. İşte yaşadığımız Bilgi Çağı için bir benzetmeye sahip oldunuz. (Mundorf)

More

1.5 MİLYON ANTİK METİN ÇEVRİMİÇİ

2 Yorum

Çev- Mustafa Ajlan ABUDAK

Bu hafta Oxford Üniversitesi ve Vatikan çoğunluğu 16.yy ve öncesi olan 1.5 milyon nadir antik metni dijital hale getirip çevrim içi erişime açmak konusunda bir planları olduğunu açıkladı. Projenin yaklaşık 4 yıllık bir zamanı kapsaması umuluyor ve bunun gerçekleşmesi yüksek öğrenim, sağlık araştırmaları, bilim ve sanat konularındaki  diğer genel konular da 2 milyon £ (yaklaşık $ 3.1 milyon) bağış da bulunan bir yardım kuruluşu olan Polonsky Vakfı sayesinde olacak.

Özellikle, metinler  Oxford’un Bodleian Kütüphanesi ve Vatikan Kutsal Kütüphanesinden ( Biblioteca Apostolica VaticanaBAV- ) sayfalar içerecek. Dijital içeriğe çevrilmiş sayfalar Roma ve çevre bölgelerden ; erken dönem kilise metinleri olan Yunan el yazmaları, erken dönem baskı kitaplar-incunabula olarak adlandırılıyorlar- Homer, Sofokles, Hipokrat, Plato ve Rönesans ve Orta Çağ’dan kalan İbranice el yazmalarını kapsıyor. Projenin içindeki içeriğin yaklaşık  3′te 2′si BAV ve Bodleian dan geliyor, dijitalleştirme projesi  Oxford Read’e göre akademisyenler için  bu iki büyük koleksiyoncu arasında parçalanmış birçok metnin sanal olarak birleştirilmesini sağlayacak.

 Polonsky Vakfı tarafından projenin amacı,  ” bilgiye erişimin demokratikleştirilmesi, küresel ölçekte kaynak zenginliğinin  paylaşılmasında önemli bir adım atılması ve bu iki büyük kütüphane koleksiyonu arasında dijital erişimin artırılması” olarak  ortaya konmuştur.

More

DUVARLARI OLMAYAN OKULLAR

Yorum yapın

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bilgi hayatın kendisidir. Hayat canlı DNA’sında gerçekleştirdiği ilk yayın ile bu evren içinde var olmuş. Madem hayat bilgi temelinde inşa edilmiş(DNA),  hayat ortamını kısaca tanımlamamız faydalı olacaktır. Fakat hayat kendisini yeterli ve basit bir tanımlamayla açıklama çabalarına direnç gösterir. 2001’de Bernard Korzeniewski benim de katıldığım minimum bir hayat tanımlaması ile ortaya çıktı.

Korzeniewski şunu iddia ediyordu;

Hayat olumlu ve olumsuz geri bildirimlerle meydana gelmiş bir ağdır. (Network)  1

 Eğitim küresel kültürümüze ait birçok şey gibi ilk olarak Sümer okullarında başladı. Amaç hala var olan yapıdan çok da farklı olmayan bir mesleki eğitimdi. Tıpkı hücrelerde görevlerini ifa eden makinalar gibi insanlarda var oldukları toplum içerisinde belirli görevleri yerine getirmek için hala üç aşağı beş yukarı aynı modele dayanan eğitim adı verilen öğrenme süreçlerinden geçiyorlardı. Öğrenme çoğaldıkça özelleşme (hücre ve proteinlerimizdeki karmaşıklaşma) artıyordu. Sümer bu sayede sarayın ve tapınakların kayıtlarını tutmak için yazıyı keşfetmek zorunda kaldı. Bilgi bir ortama kayıt edilmediğinde insan zihninin geçiciliğine terk edilmiş oluyordu. Bu sebeple bir ortama kayıt edilmeli ve ileriki nesillere aktarılarak onlara ilerleyebilecekleri bir miras (kültürel DNA) bırakılması zorunluluğu doğmuştu. Yazı bu sebeple keşfedildi.

Fakat toplumlar, üretilen bilgi şekli, miktarı değişti. Bilgi, hayatı başlatması gibi başka bir büyük dönüşü daha internet ile gerçekleştirdi.  Zaman giderek hızlanmakta. 1960’lardaki bir bireyden günde 3 kat daha fazla veri işlemek zorunda olan beyinlerimizdeki zaman algısı alt üst oluyor. Kuşaklar arası boşluk artık 30-40 yıl değil 5-10 yıllarla ölçülür oldu. Bugün dünyadaki ortalama bir üniversite öğrencisinin okulda bir haftada öğrendiği toplam kavram sayısı, ortaçağda bir bilim insanının hayat boyu öğrendiğinden fazladır. Bu bilgi akışı giderek hızlanan bir şekilde gündelik hayatlarımızın bir parçası olmakta. Kullandığımız teknolojiler her bireye bilgi üretimi ve paylaşımı konusunda bundan 20 yıl önce bile hayal edilemeyecek imkânlar sunmakta. Bu imkânlar dünyadaki tüm toplumlarda metafiziksel mutasyonlara yol açıyor. Ekonomilerimiz metadan bilgiye doğru evriliyor. Yazılım donanımı inşa ediyor.(Craig J. Venter’in sentetik genomu). Bir fotoğraf yazılım firması olan Instagram fotoğrafın dünyada yaygın şekilde kullanılmasını sağlayan Kodak şirketinin 12 katı piyasa değerine sahip oluyor. Google , Facebook ve Apple şirketi hisseleri borsanın en değerli ve en çok kazandıran kağıtları! Oysa ürettikleri ve sattıkları çoğunlukla veri.

Bilgi artık gücün ta kendisi…

Doğrudan bilgiye erişim, üretim ve paylaşmadan kaynaklı değişim talebi o kadar büyük ve hızlı ki, devletler buna ayak uydurmakta zorlanıyor. Bilgi büyüdükçe değiştirme ve dönüştürme gücü de bir o kadar artıyor. Bilginin bu çeşit bir büyük patlamayla ortaya çıkışı en son günümüzden 545 milyon yıl önce  Kambriyen dönemindeki biyolojik patlamayla yaşanmıştı. Fakat bu seferki daha büyük ve daha hızlı. İnternete bağlı teknolojilerin ürettiği toplam veri o kadar hızlı bir şekilde niceliksel olarak artıyor ki bu kartopu etkisi altında, bu verinin niteliksel analizleri gerçekleştirmek şu anki teknolojimizin sınırlarını zorluyor. Fakat en çok bu kadar çok veri ile ilişkiye geçen beyinlerimiz ve kültürlerimizi dönüştürmesi karşısında ne yapacağımızı bilemiyoruz. Verdiğimiz ilk refleksler eğitim sistemlerimizi bu beklenmedik büyük patlama karşısında güçlendirmek adına neler yapabileceğimizi düşünmek oluyor. İşte bu makalenin konusu da tamda bu. İlk olarak bu büyük veri ne demek? İstatistiksel olarak neyi ifade ediyor kısaca bakalım;

More

DUVARLARI OLMAYAN KÜTÜPHANELER

1 Yorum

Steve WHEELER

Çeviren: Mustafa Ajlan ABUDAK

Son zamanlarda kütüphanelerin dijital çağa nasıl ayak uydurmaya çalıştığı hakkında yazdım. Geleneksel kütüphane çoğu kişi tarafından toz toplayan kitap yığınlarından oluşan ve ciddi kütüphaneciler tarafından sessiz olmanızın istendiği bir yer olarak görülür. Kütüphaneler giderek bu imgelenmelerinden kurtuluyor ve yeni teknolojilerle kucaklaşıp 21 yy. öğrenimine destek veren bir yaklaşım içerisine giriyorlar.
İçeriğin dijitalleştirilmesi, sosyal medya ve mobil cihazların yaygın kullanımına yönelik teknolojilere göre kendilerini düzenlemeleri kütüphanelerde Library 2.0 adlı makalemde altını çizdiğim bazı gerçekleşen değişikliklerdi. Bu tartışmayı genişletmek üzere,  son zamanlarda Plymouth üniversitesi kütüphanesi ve kaynak merkezinden bazı iş arkadaşlarımla dijital çağda kütüphanelerin nasıl değiştiği konusunda fikirlerini almak için bazı konuşmalar gerçekleştirdim.

İlk olarak çağdaş bir kütüphanenin teknoloji müptelası bir öğrenci için bugün ne sunması gerektiğini bulmak istedim. Cevap dört katmana sahipti; içerik, hizmetler, mekân ve beceriler sağlayan kütüphaneler. Kütüphaneci arkadaşlarım daha sonra bu dört ana alanı detaylı olarak açıklamaya başladılar.

İçerik

İçerik yüzyıllardır ister kâğıt formunda isterse başka bir şekildeki kayıt şekli olsun kütüphanelerin başlıca dayanak noktası ola gelmiştir. Bununla birlikte, içeriğin doğası radikal olarak değişiyor. Kütüphane kadrosuna sorduğum ilk sorulardan biri, geçen gün meydana çıkan haberle ilgiliydi Britanica Ansiklopedisinin 224 yıldan sonra tamamen dijital ortama aktarılması ve baskısının artık yapılmayacak oluşu. Bu Amazonun 2011 sonlarında yayımladığı baskı kitaptan daha fazla Kindle e-kitabı sattığıyla ilgili raporun arkasından gelmişti.   Bu kütüphaneyi tehdit eden bir eğilim miydi? Kütüphane kadrosu bana bu gelişmeleri, dijital içeriğin bir hata keşfedildiğinde güncellenmesi çok daha kolay olan bir içerik olduğunu belirterek gerçekten oldukça olumlu karşıladıklarını söylediler. Dijital içerik bana anlatıldığı gibi raflarda duran içeriği geçerliliğini yitirmiş metne dayalı kitaplardan daha iyiydi. Britannica’nın da kabul ettiği üzere baskıda kullanabileceklerinden çok daha fazla içerik veri tabanlarında bulunmakta, bu sebeple dijitalleşme makul bir ileri adımdı. Çevrim içi ansiklopedilerle ilgili konuşmalar bizi en nihayetinde Wikipedia ve onun akademik çalışmalarıyla ilintisini tartışmaya götürdü. Wikipedia başlangıç noktası olarak iyi fakat öğrencilerin kitaplar ve akademik yayınlarda daha derin bir bilgi olduğunun farkında olmaları gerekli.

More

STANFORD EĞİTİM DENEYİ YÜKSEK ÖĞRENİMİ SONSUZA KADAR DEĞİŞTİREBİLİR..

Yorum yapın

Steven LECKART –Wired March 20, 2012 |  9:34 pm

Çeviren- Mustafa Ajlan ABUDAK

Stanford beni kabul etmedi. Bunu söyleyebiliyorum çünkü bu belgelenmiş bir gerçek. Bir keresinde ret edilmişliğim vardır.  Son matematik dersimi de lisede almıştım.  Sanırım bu neden iki nokta arasında en kısa rotayı belirlemenin beynimi zonklattığını açıklar. Mac book açıp Romanya’nın kaba haritasına bakıyorum. 20 şehir siyah çizgilerden oluşan bir ağla birleştirilmiş. Amacım Arad ile Bükreş arasındaki en iyi rotayı belirleyebilmek. Breadth-first, depth-first, uniform-cost, and A* gibi birkaç yararlı algoritma kullanılabilir. Her biri çeşitli patikaları değerlendirip haritanın taranmasında farklı bir strateji kullanıyor. Daha önce bu algoritmaların hiçbirini duymamış ve bir PC nin rota bulması hakkında düşünmemiştim. Fakat öğreneceğim. Bahsettiğim yeterliliklere sahip olmamama rağmen  Stanford Üniversitesi profesörlerinden  Sebastian Thrun ve Peter Norvig tarafından öğretilen CS221: Yapay Zekaya giriş dersine kaydoldum.

Geçen son bahar, Silikon vadisinin ortasında kurulu olan üniversite daha önce hiç duyulmamış bir şey gerçekleştirdi. CS221‘inde dahil olduğu web bağlantısı olan herkesin kaydolabileceği -örgün öğretimde de var olan -3 sınıf açtı. Sınıflar otomatik olarak değerlendirilecekti. Vizeler ve yıl sonu sınavlarının son derece kesin tarihlerle belirlendiğini söylemeliyiz. Fakat dersi sonunda başarı ile bitiren her öğrenci Başarı Belgesi almaya hak kazanıyor.

Dünya genelinde insanlar bu fırsat karşısında deliye dönmüş durumda. Ders katılanların 3/2′ini oluşturan 160 bin kişi Birleşik Devletler dışında yaşıyor. Güney Kore’den Yeni Zelanda’ya Azerbaycan’a kadar 190 ülkeden öğrencisi olan bir ders. Yüzden fazla gönüllü ders notlarını Bengal dilinin de dahil olduğu 44 dile çevirmek için görev aldı. Youtube’ün yasaklandığı İran’da, bir öğrenci ders kanalını olduğu gibi klonlayarak Profesöründne aldığı izinle 1000 kadar öğrenciye bu videoları yolladı.

Bilgisayar programcılığı ile uğraşan yapay zeka kafalar bir yana, sınıf arkadaşlarım ilk okul öğrencileri, orta okul fen bilimleri öğretmenleri ve yetmişlerindeki emekliler. Bir öğrenci CS221’i  Dijital çağın çevrimiçi Woodstock’u olarak tanımlıyor. Kişisel olarak, Standford’da ders görmenin hazzını yaşamak için kaydoldum. Yapay zeka ile ilgili bir şeylerde öğrenmek yanında güzel bir hediye. En nihayetinde, eğer bir gün kendi kendine giden bir arabada otoyolda 65 mille gidersem, tekerleklerin arkasındaki ile ilgili temel bir kavrayışa sahip olmak rahatlatıcı olacaktır.

Sınıfın ikinci haftası sonuna gelmeden Yapay Zeka sitemizde şöyle bir küçük uyarı ile karşılaştık;

Giriş Şartları; Olasılık ve doğrusal cebir ile ilgili sağlam bir temel gerekli olacaktır.

More

TÜM MODELLER YANLIŞTIR VE ONLARSIZ DA YAPABİLDİĞİMİZİ GÖRECEKSİNİZ

Yorum yapın

Mustafa Ajlan ABUDAK

Determinizm Newton sonrası akli dünyayı esir aldığından beri, insanoğlu gök bilimsel, sosyolojik ve biyolojik olarak modeller çerçevesinde kozmosu anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmış. Bu pozitivist gelenek tıpkı arabalarda kullanılan Newton/tork ölçümü gibi faydacı pratik alanlarda işe yararlılığını kanıtladıkça, insanların idraklerinde de modellerin hükümdarlığını sağlamlaştırmış. Teknolojinin sağladığı temel kolaylıklar sayesinde de bazı bilim insanları, ister teizmin alanında gayeselci (teleolojik), isterse ateizmin alanında indirgemeci indüksiyon ile yani determinizm farklı biçimleriyle, sosyal siyasal ve bilimsel modelleri insan idrakine dayatmıştır. Bu tahakkümcü idrak anlayışına göre, teorik bir modele dayanmayan düşünce bilimsel olamaz, bilimsel değilse doğru olamaz, doğru değilse sosyolojik olarak uygulanamazdı.

Serdar Kaya’nın Türkiye’nin Laiklik Faciası adlı yazısında Serdar Kaya “Yüksek Modernizm” adı verilen bu ideolojik yapılandırılmanın derdinin sadece bilim olmadığınıda açıkça ortaya koyuyor.

James C. Scott, 1998 yılında yayınlanan ve şimdiden alanında bir klasik haline gelmiş olan Devlet Gibi Görmek adlı kitabında, “yüksek modernizm” olarak atıfta bulunduğu bir ideolojiden söz eder. Bu ideolojinin temelinde, bilimin insanlığın her sorununu çözeceğine dair bir “iman” vardır. Özellikle 1800 ve 1900′lü yıllarda hakim olan bu düşünce, o dönemde bilim ve endüstride yaşanan (daha önce benzeri görülmemiş çapta) ilerlemelerin neden olduğu aşırı özgüvenin bir sonucudur. Bu yaklaşıma göre, bilim, geçmişin karanlığına bir son verecek ve sadece doğayı değil, insanları ve sosyal alanı dahi olması gereken şekle sokacaktır!

Ancak yüksek modernizm, bilime vurguda bulunmasına rağmen, bilimsellikten uzaktır. Örneğin, eleştiri ya da şüpheye tahammülü yoktur. Bu nedenle, Scott, yüksek modernizmi bir ideoloji ve hatta bir inanç olarak nitelendirir. Dahası, bu ideoloji, doğruyu kendi tekeline aldığı ölçüde totaliterleşir. Bu totaliter algı, yüksek modernist devletleri, geleneksel olan (ve dolayısıyla ilerlemenin önünde bir engel teşkil eden) her türlü kurum ve pratiği ortadan kaldırmaya yöneltir. Geleneksel hayat tarzlarını, ahlaki değerleri ve dünya görüşlerini ortadan kaldırmanın yolu ise, büyük çaplı toplum mühendisliği projeleridir.

Bu ön kabulün getirdiği ağır zihinsel yapılandırmanın şartlandırması altında, aydınlanmadan beri üretilen tüm düşünceler, öncelikli ve zorunlu olarak determinist bir icazet ile kendi meşrutiyetlerini sağlama yoluna gitmiştir. Sosyolojik olarak dinin yerini alması beklenen bir tür değerler dizgesi ve hayat gayesi olarak bilimin, bir araç konumundan bir amaç haline getirilmesine tanık olunuyordu. Bilim bu tarihsel zamandan sonra, sınırlı insan idrakinin tanrılaştırılmasını simgeliyor ve eskinin yasal tahakkümünün yerini alan daha derin başka bir tahakküm şekli oluyordu.  Bilimin artık tek bir amacı vardı; insanı tanrılardan hür kılmak.

Kendine benzeyen tanrıların bir panteonda yaşadığını, ilahi tek bir yaratıcının kendi suretinde şekil verdiğini benimseyen insan, tarih boyunca sürekli antromorphizme hizmet eden bu şuur altıyla bir tür kibir biriktirerek, sonunda hümanizm ile kendine tapmaya başladı.

Antik çağ bize demokrasi ve bilimin temel filizlerini verdiği kadar, insan dramının da tanıklığını bahşeder. Zenon’dan beri paradokslar insan dramının bir parçası. Her soruya verilen cevabın bir başka soruyu beraberinde getirdiği araştırma ve sorgulama şekline bilim dediğimizden beri, paradokslar birer açıklama olduğu kadar birer soru olarak ta insan idraki ile hem oyun oynuyor, hem de onun evreni kavrayışına katkıda buluyorlar. Belki de bu paradokslarımızın en büyüğü bizzat bilimin kendisidir. Çünkü bilim aydınlanma sonrasında, insanı evrenin merkezine koyan dinlerden insanlığı kurtaracaktı. Bunu yaparken rakibinin tahakkümü olarak sunduğu söylemi daha ileri götürerek, insanı her şeyi bilmeye, değiştirmeye ve açıklamaya kadir bir seküler tanrı haline sokarak kendi çıkmazını oluşturdu. Bu çıkmaz son 50 yıldır tam anlamıyla bir kanser gibi bugünkü bilimsel paradigmayı kemirmekte.

More

NEHİRLER VE İNSANLIK

Yorum yapın

Mustafa Ajlan ABUDAK

Tüm büyük uygarlıklarımız nehir havzalarında kurulmuş. Bereketli ovalar, bol ürün ve karmaşık sosyal yapının evrilmesi hep bu sayede gerçekleşmiş. Fırat ve Dicle, Nil, İndus ve Ganj, Sarı nehir hep uygarlığımızın çiçek açmasını sağlayan yataklar olmuş binlerce yıldır. Bu sosyal yapı daha sonra tıpkı suyun bereketli toprakları taşıması gibi insanlığın bilişsel birikimini taşımasını sağlayan bilgi kümeleri olarak alfabe ve yazıyı bize sağladı. Şimdi ise bu yazı ile daha da karmaşıklaşan sosyal yapımız, bilginin ışık hızıyla taşınmasını sağlayan bir başka nehrin kaynağı oldu. Bu bilgi akışının giderek debisini artırdığı çağda ya dijital bir Nuh tufanı ile karşı karşıya geleceğiz ya da bu akışı lehimize çevirip bunun dinamiği ile kendimize yeni bir çağ açma fırsatı meydana getireceğiz.

Hepimizin bildiği gibi dünya yükseköğreniminin evrimi hiç olmadığı kadar hızlandı. Bilginin akış hızı bir yılda bir yüzyıla sığabilecek değişimlerin meydana gelmesi ile algılarımızı altüst ediyor. Bugüne değin çevremizin şekillendirdiği evrimimiz artık bizim tarafımızca şekillendirilen bir süreç oluyor. Bu süreçten en çok etkilenen sosyal yapılarımız ise en temel olanları olan eğitim ve öğretim kurumlarımız. Bugüne kadar sistematik kültür kodlarının aktarıldığı kültür havuzları olan eğitim sistemleri, artık bu dijital nehre bağlı kollar haline gelmiş durumdalar.

Giderek artan bir şekilde kablosuz sosyal teknolojiler, çevrim içi kişisel ve kurumsal uygulamalarla kucaklaşıyor. Dersler, kitaplar ve öğrenme tamamıyla elektronik ortama taşınıyor. Taşınmakla kalmıyor, herkesin etkileşimde bulunup katkıda bulunabildiği hayat boyu öğrenmeyi amaçlayan bir yapıya geçiyor. Karşılıklı bilgi değiş tokuşu bir kolektif bilinç meydana getiriyor.  Bu taşınma bir yer bir mekân değişikliği değil. Bu değişim bir zaman ve mekân kavramlarının anlamının da değiştiren bir değişim. Tüm değerler dizgesinin değişimini gerektiren bir yapı sökümü çabasının zamanın akışını da değiştirmesinden bahsediyoruz. Yeni kavramların eskilerinin rahminden doğuşuna tanık ve muhatabı olmak zorundayız. Etkileşim, bilişim,  güncelleme, bilgi akışı, uzaktan öğretim, sosyal ağlar, Web 2.o hayatlarımızın yeni ve zorunlu kavramları haline geldi. Yükseköğretim bu yeni meydan okumalara uyum sağlamakla yükümlü kurumlar arasında en başta yer almakta. Bu sebeple dünya genelinde tüm yükseköğretim kurumları daha büyük kitlelere hitap eden, bütüncül bir süreç olarak eğitimi ele alan çevrim içi uygulamalarla yer aldıkları toplumlarla bütünleşme çabasındalar. İnsanlık gerçek gücünün kolektif bilgi paylaşımında saklı olduğunu artık biliyor. Kurumlarda insanları daha fazla kandıramayacaklarının artık farkındalar. Bilgi elitlerin elindeki güç olmaktan çıkıp onları tehdit eden güç olmaya başladı…

More

Eğitim ne içindir?

Yorum yapın

Eser KARAKAŞ

ekarakas@stargazete.com 1 Ocak 2012 Pazar

Uludere’de büyük bir facia, büyük bir katliam yaşandı.

Bu facia, bu katliam DOĞRUDAN devletin işleyişiyle, insana, yurttaşına bakışıyla ilgili.

Bu yazıda, bir eğitim yazısında Uludere faciasına girmeyeceğim ama toplumun bu olay karşısında verdiği tepkiler bir eğitim yazısı için tam bir kaynak.

İnsanlar dünyaya farklı genlerden, farklı farklı geliyorlar.

Eğitimin, daha doğrusu ise ESKİ EĞİTİMİN temel işlevi bu farklılıkları bir potada eritmek, insanları benzer hale getirmek; bu eğitim anlayışına çok kızıyorsanız, ESKİ EĞİTİMİN işinin insanları sürüleştirmek olduğunu da söyleyebilirsiniz.

Meseleye biraz daha derinlemesine bakarsanız, tartışılabilir ama, bu aynılaştırma, bu sürüleştirme sürecinin bir zamanlar için gerekli bir süreç olduğunu da ileri sürebilirsiniz.

Sanayi toplumları benzer insanlara ihtiyaç duymuşlar; meseleyi biraz daha iktisatçı diline çevirirseniz de sanayi toplumunun, fabrika üretiminin eşit verimlilik bazında üretim yapan insanlar istediğini söyleyebilirsiniz.

Fordist üretim, bant üretimi insanların farklılaşmalarına hoş bakmıyor; esas olan tüm, mesela elektrikli süpürgelerinin aynı üretilmesi.

More

Eski Yazılar

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 325 other followers